![]() |
D.Yeri:
|
Elazığ
- Palu - Erturan Köyü
|
|
D.Tarihi:
|
1951
|
|
|
Şeh.Yeri.:
|
Dersim
-Vartinik
|
|
|
Şeh.Tar.:.
|
24 Ocak 1973
|
|
|
Kodadı:
|
?
|
|
|
Konumu:
|
PÜ
|
|
| ALİ HAYDAR YILDIZ | ||
Aslen Dersim - Mazgirt'li, yoksul ve emekçi bir ailenin oğlu idi. İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ'da tamamladı. Militan bir ruha ve öğrenme isteğine sahipti. Faşist teğmen Fehmi Altınbilek komutasındaki jandarma timi, Vartinik kömünü kuşattığında, yoldaşlarını kurtarmak için silahına sarılan Ali Haydar , çarpışarak ölümsüzleşti. |
||
![]() |
D.Yeri:
|
Elazığ
- Karakoçan
|
|
D.Tarihi:
|
1950
|
|
|
Şeh.Yeri.:
|
İstanbul
- Şehremini
|
|
|
Şeh.Tar.:.
|
19
Mart 1973
|
|
|
Kodadı:
|
Apo
|
|
|
Konumu:
|
PÜ
- İstanbul böl. gerilla komutanı
|
|
| AHMET MUHARREM ÇİÇEK | ||
| İstanbul Üniv. Çapa Tıp Fakültesi Öğrencisi ve Meral Yakar'ın okul arkadaşıydı. Teorik birikiminin yanısıra, militan bir yapıya sahip olan Ahmet Muharrem, gençlik faaliyeti içinde sorumluluk üstlenmisti. Şehremini'de ki bir eve yapılan baskın sonrası, çatışmada ağır yaralı olarak, Kutsiye Bozoklar ile birlikte yakalandı. Polis arabasına bindirilirken halen yaşayan Ahmet Muharrem, beynine kurşun sıkılarak katledildi. | ||
|
İBRAHİM KAYPAKKAYA |
|
| D. Yeri: |
Çorum
- Alaca - Karakaya köyü
|
| D. Tarihi: |
1949
|
| Ş. Yeri: |
Diyarbakır
- işkencede katledildi
|
| Ş. Tarihi: |
18 Mayis 1973
|
| K. Adı: |
Hamza
|
| Konumu: |
P. Genel Sekreteri
|
İBRAHİM
KAYPAKKAYA
İbrahim Kaypakkaya 1949'da Çorum'da doğdu. İlkokulu Karamahmut, Ortakışla ve Alacaköy'de okudu. 1961'de Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nun sınavını kazandı ve öğrenimini burada sürdürdü. Devrimci düşünceyle Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda tanıştı. Bu okuldan mezun olduktan sonra, Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Sınıfına bir yıl devam etti ve İstanbul'da Çapa Öğretmen Okulu'na kaydoldu. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğrecisiydi. Bu yıllarda, özellikle devrimci gençliğin antiemperyalist mücadelesine yakın ilgi duydu. Sosyalist düşünceyi benimseyen Kaypakkaya, okuldaki arkadaşlarıyla birlikte FKF İstanbul Sekreterliği ile ilişki kurarak, kendi okullarında da örgütlenme çalışmalarına başladı. Bu yıllarda TİP üyesi olan Kaypakkaya, siyasal düşüncelerinin yanısıra, sanata ve edebiyata olan eğilimi, her konudaki bilgisi, alçakgönüllü kişiliği ile dikkati çekti. Mart 1968'de, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki arkadaşlarıyla FKF'ye bağlı Çapa Fikir Kulubü'nü kurdu. Kurucuları arasında Muzaffer Oruçoğlu'nun da bulunduğu kulüp, okul yönetimi tarafından tepkiyle karşılandı.Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki devrimci öğrencilere karşı, baskı ve sindirme politikası başlatıldı. Fikir Kulubü'nün başkanı olan Kaypakkaya, 6.Filo'ya karşı bildiri yayınladığı gerekçesiyle Kasım 1968'de okuldan atıldı. Buna karşı Danıştay'dan yürütmeyi durdurma kararı almasına rağmen, Kaypakkaya'nın Çapa Yüksek Öğretmen Okulu ile olan ilişkisi kesildi. Bu dönemde 6.Filo'ya karşı eylemlere, öğrenci örgütlerinin düzenlemiş olduğu gösterilere katılan Kaypakkaya, FKF ve TİP içinde başgösteren ayrılıklarda, Milli Demokratik Devrim(MDD) görüşünü benimsedi. Okuldan atıldıktan sonra, çeşitli işlerde çalışarak ve matematik dersi vererek yaşamını sürdürdü. Yine bu yıllarda, özellikle İşçi-Köylü gazetesinin İstanbul'daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, burada, Aydınlık Sosyalist Dergi ve Türk Solu'nda çeşitli yazılar yazdı. 1969'da FKF Genel Kurulu'ndan sonra, MDD görüşünü benimsemiş olanlar arasında başgösteren ayrılıkta, Doğu Perinçek ve arkadaşlarının başını çektiği, Proleter Devrimci Aydınlık(PDA) çevresiyle birlikte davrandı. 1969 ve 1970'te yoğunlasan kitlesel eylemlerin büyük bir bölümünde yer aldı. Silivri Değirmenköy'deki toprak işgalini desteklediği için gözaltına alındı. O yıllarda meydana gelen Demir Döküm, Petrix, Sungurlar, Gıslaved gibi işçi eylemlerini de destekleyen Kaypakkaya, 1971'de Çorum ve yöresini gezerek, izlenimlerini "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" adı altında kaleme aldı. Bundan sonra bir süre Malatya, Tunceli ve Gaziantep yörelerinde örgütsel etkinlikte bulundu. Sıkıyönetim ilanıyla birlikte aranmaya başladı. 1972'de o güne kadar birlikte olduşu PDA çevresiyle ideolojik anlaşmazlığa düştü. Aynı yıl Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi(TİİKP)'nden koparak, birlikte olduğu arkadaşlarıyla, Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist, ve ona bağlı Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu'nu kurdu. Özellikle Malatya, Elazığ ve Tunceli civarında örgütlenen TKP(ML)'nin aynı zamanda ideolojik önderliğini de yaptı. 24 Ocak 1973'de, Tunceli'de, Vartinik-Mirik Mezrası'nda çıkan çatışmada, Ali Haydar Yıldız öldürüldü, kendisi yaralandı. Yaralı olarak kaçan ve beş gün çeşitli köylerde saklanan Kaypakkaya, 29 Ocak 1973'de kaldığı köyde bir öğretmenin ihbarı üzerine ele geçirildi. Yaralı olmasına rağmen yürütüldü. Buradan ayakları donmuş olduğu halde Diyarbakır'a getirildi ve hastaneye yatırıldı. Ayaklarının kesilmesine izin vermemesine karşın, yemeğine ilaç konularak, donmuş olan ayakları kesildi. İyileştikten sonra günlerce işkenceye maruz kalan Kaypakkaya, sorgusunda kendisini ve örgütünü bağlayacak hiçbir ifade vermedi. 16 Mayis 1973'te götürüldüğü sorgudan iki gün sonra Diyarbakır'a gelen babasına, intihar ettiği söylendi ve işkencede parçalanmış cesedi teslim edildi.
İBRAHİM
KAYPAKKAYA
HAKKINDA YAZILANLAR:
1.Kaypakkaya ile Birlikte...
(Anılarla Geçmise Yolculuk)
Cilt: 1
Ali Taşyapan
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi
"...Örgütün önderiydi. TKP(ML) nin programına teşkil eden siyasal tezleri, tek başına üretti. Bilimsel yöntemin olgulara yaklasim bilesenlerini özümleyen bir mantık silsilesine sahipti. Olgular bilimsel derinlik ve matematiksel yalınlıkla bu mantık tarafından algılanıyor, edebi üslubun akıcılığıyla sunuluyordu. Böylesine yetkin ve üretken bir elemandı İbrahim. TKP(ML) için yeri doldurulamayan bir değerdir..."
2.İbrahim Kaypakkaya
Ser Verip Sır Vermeyen Komünist Önder
Hayatı ve Mücadelesi
Nihat Behram
Umut Yayimcilik / Belgesel - Roman Dizisi
Eger insanlık, gelecete bir komünizm panteonu kurarsa, hiç kuşku yok ki, bu panteonun eskiden adına Türkiye denilen kesiminde, genç ve ateşli bir komünist önderin, bir inanç ve direniş sembolünün, defne çelengi içindeki başına, ışıklandırılmış kasketli başına yer verecektir.
3.Fırtınalı Yıllarda
İbrahim Kaypakkaya
"Bilinmeyen" Yazılar
Ethem Direhşan
Belge Yayınları / Yaşam ve Anılar Dizisi
Kaypakkaya'nın hiç de hak etmediği "ignorasyon"a karşı, hasbel kader katkıda bulunmak amacı ile hazırlanmıştır. Kitabın derleniş amacı, salt bir belgesel olmayı gütmemektedir. Bunun da ötesinde amaç, Kaypakkaya'nın devrimci mücadeleye "ilk" başlangıcından, öldürüldüşü tarihe kadar katettiği güzergah hakkında özellikle, yeni devrimci nesillere bir ipucu vermektir. Dolayısıyle, derlenen yazılar bir anlamda Kaypakkaya'nın "bilinmeyen" yazılarıdır. 60'lı yılları araştırmak, devrimci geçmişimizin güzel ve doğru değerlerini, Sol'un da "resmi tarih"ine hapis olmadan inceleyip, bulup ortaya çıkartmak, biz genç araştırmacıların tutkusudur ve böylede olmalıdır.
4. İ. Kaypakkaya'nın ölümünün 29. yıldönümünde
babası Ali Kaypakkaya ile yapılan söyleşi
İşçi Köylü Gazetesi
- İbrahim'in köydeki yaşamı, köylülerle ilişkisi nasıldı?
Geri dönüp İbrahim'in köydeki durumuna baktığımız zaman Hasanoğlan'dayken,
İbrahim köye geldiğinde, eğer nadas zamanıysa tarlada sabanı eline alıp,
çift sürüyordu. Eğer tırpan zamanı, orak zamanıysa, tırpanı
eline alıp ekin biçiyordu. İbrahim, bana çok yardımcı oluyordu.
Diğer arkadaşları yarım kollu gömlek giyip, bahçelerde, bağlarda
gezerlerken, o devamlı çalışırdı. Ben de inşaat ustalığı yapıyordum,
oralarda, tarlalarda, bağda, bahçede, evde, nerede olursa olsun, İbrahim'in
işi bıraktığını ben hiç görmedim.
- O dönem devrimci düşüncelerini size aktarıyor muydu? Köye
çalışmaya geldiğinde, sizinle tartışıyor muydu?
İbrahim'le sürekli tartışıyorduk. İşçi Köylü Gazetesi
o zaman da vardı. Köye o gazeteleri getiriyordu. Bazı dergiler getiriyordu.
Alacahöyük'te, Karamahmut'ta, Keslik'te, Narlik'ta, Karadona'da,
Yeniköy, Ortaköy'de tanıdıklarımız vardı. Gökçam'da
annesi vardı. Oralara kadar da çalışmalarını sürdürüyordu,
siyasi çalışmalarını. Aramızdaki sürtüşme, tartışma, hiç
durmamıştı zaten. İbrahim'in ikna gücü çok yüksekti.
Anlatma kabiliyeti çok iyiydi
..
5. İbo
Turhan Feyziopğlu
Ozan Yayincilik - Altınçağ Yayıncılık
İbo'nun Şapkası
"
Uğrak evlerimizden İbrahim Dayı'mın Malatya'da ki evine iki arkadaşın
geldiğini ve görüşmek istediğini söylediler
Oral Çalışlar
ve İbrahim Kaypakkaya'nın, 'aranıyor' diye radyodan isimleri anons edildiğinden,
saklanmaları ve kamufle olmaları gerekiyordu
. olanaklarımızı zorlayarak
Kürecik'de, Mehmet Ali ve Hacı Özdoğan' ın mezra evlerini, onlar
için ayarladık. Sıra kamuflaja gelmişti. Oral ile elbise değiştirdim
Sıra
İbrahim Kaypakkaya'nın kamuflajına gelmişti. İlginç bir rastlantıyla
bu sorunuda çözdük. Evsahibimiz İbrahim Erdoğan'ın evinde,
bir alacaktan dolayı rehin getirilmiş, Fevzullah isimli İranlı gencin şalvarı,
ceketi, şapkasıda, Kaypakkaya' ya tam uydu.Kıyafetlerini değistirdikten sonra
sıra kimlik yapmaya geldi. Kaypakkaya'yı yeni imajıyla, halamoğlu Foto Kemiksiz'e
götürdüm
."
"Devrimci mücadeleyi hayatından önde tutardı"
29 yıl önce 18 Mayıs'ta Komünist önder Ibrahim Kaypakkaya düştü toprağa. Onu
katledenler bununla da yetinmediler. Başta O'nun düşücelerini savunanlara
olmak üzere ailesine, köyüne, mezarına kısacası onunla ilgili herşeye saldırdılar/saldırıyorlar.
I. Kaypakkaya'nın ölümünün 29. yıldönümünde babası Ali Kaypakkaya ile yaptığımız
söyleşiyi yayınlıyoruz.

Bize İbrahim'i anlatır mısın?
İ brahim 1949'da Alaca'nın Karakaya köyünde dogdu. İbrahim birbuçuk yaşındayken
annesiyle ayrıldım. Annesi teyzemin kızıydı. Annesi başka bir köye gitti,
ben de köyün içinden evlendim. 1954'te ikinci eşim kalp krizinden öldü. Üçüncü
eşimle evlendim 1955'te. İbrahim bu sefer de ikinci analığının yanında kaldı.
Elimden geldiğince ezdirmemeye çalıştım. İbrahim çok zekiydi. Köyümüzde ilkokul
yoktu. Ilkokulu Karamahmut, Alacahöyük, Çorum Merkez'e bağlı Ortaköy'de bitirdi.
Hasanoğlan Ögretmen Okulu sınavına girdi. Ögretmen okulunu kazandı. Dersleri
bayağı iyi gitti Hasanoğlan'da. Orada bazi siyasi sataşmalar oldu Ibrahim'e.
Yazdığı şiirlerden dolayı; O dönem şiir yazıyordu. Böyle olmasına rağmen Çapa
Yüksek Ögretmen Okulu'nu kazandı. Okul içinde Fikir Kulüpleri Federasyonunun
Şubesini kurdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünde
okuyordu. 120 kredi üzerinden mezun oluyorlardı. 20 kredisi kalmıştı mezun
olmak için. Yatılılığını kaldırdılar. Biz Danıştaya dava açtık. Danıştay yürütmeyi
durdurdu. 60 gün içinde okula çagırdı. Danıştayın kararını uygulamadılar.
Şevki Demirel diye Demokrat Parti zamanında il başkanı vardı Çorum'un. Onunla
beraber okul müdürü Ayhan Doğan'a gittik. "İbrahim'e söyleyin siyasi
görüşümden vazgeçtim desin. Bu fikir kulübünü de kaldıracağını söylesin. İmzalı
bir dilekçe yazsın. Sen de babası olarak altını imzala. Ondan sonra okuluna
dönebilir" dedi. İbrahim'le görüstüm. Söyledim müdürün dediğini. "Baba"
dedi. "Ben FKF'nin şubesini kurmuşum. Bir sürü insanı ikna etmişim. Şimdi
varacağım ben yanlış yapmışım, eylemimden, bu düsüncemden vazgeçiyorum mu
diyeceğim, yapmam bunu" dedi. "Silahın varsa çek beni vur, hiç el
kaldırmam ama bu teklifini yapamam" dedi. Yatılılığı da kaldı. Ta ki
Diyarbakir'daki tutukevine girinceye kadar çağırmadılar. Danıştayın kararını
uygulamadılar? Daha sonra İbrahim tutuklanınca okula dönebilir diye çağrıda
bulundular. Ama dönmesi de mümkün değildi artık.
- Daha önceki tutuklanmaları nasıl olmuştu İbrahim'in?
Diyarbakır'dan önce Ayhan Doğan'in başına tabanca kabzası vurdu dediler. Tutukladılar.
Sağmalcılara götürdüler. Silivri'nin Degirmenköyü diye bir köye gitmisti.
Orada ağalarla köylüler arasında bir arazi kavgası varmış. Orada köylüleri
desteklemiş. Yol kesmişler. Orada da yakalandı. 3-4 ay Sagmalcılar Hapishanesi'nde
kaldı. Gölcük'te işçilerin boykotlarına katıldı. Yaptıkları, katıldığı eylemleri
bir hayli çoktu.
Ben bir toplantılarına katılmıştım, Istanbul Üniversitesinde. Oradaki toplanti
İşçi Partililer tarafından yapılıyormuş. İspanyol İç Savaşında adamlar öldürülmüş,
onları gösteriyorlardı. Eleştiri istediler. İbrahim de orada bir eleştiri
yaptı. Ibrahim'e bayağı sataştılar. Oradan birisi çikti. Robert kolejinde
miymiş neymiş. "Siz çocuklarla mı konuştuğunuzu sanıyorsunuz? Karşınizdaki
dev bir üniversiteli. Ne zannediyorsunuz?" diyerek İbrahim'e destek oldu.
Sataşmalar oldu.
- İbrahim'in köydeki yaşamı, köylülerle ilişkisi nasıldı?
Geri dönüp Ibrahim'in köydeki durumuna baktığımız zaman Hasanoğlan'dayken
İbrahim köye geldiğinde eğer nadas zamanıysa tarlada sabanı eline alıp çift
sürüyordu. Eğer tırpan zamanı, orak zamanıysa tırpanı eline alıp ekin biçiyordu.
İbrahim, bana çok yardımcı oluyordu. Diğer arkadaşları yarım kollu gömlek
giyip başını açıp bahçelerde, bağlarda gezerlerken o devamlı çalışırdı. Ben
de inşaat ustalığı yapıyordum, oralarda, tarlalarda, bağda, bahçede, evde
nerede olursa olsun İbrahim'in işi bıraktığını ben hiç görmedim.
- O dönem devrimci düşüncelerini size aktarıyor muydu? Köye çalışmaya geldiğinde
sizinle tartışıyor muydu?
İbrahim'le sürekli tartışıyorduk. İşçi köylü gazetesi o zaman da vardı. Köye
o gazeteleri getiriyordu. Bazı dergiler getiriyordu. Alacahöyük'te, Karamahmut'ta,
Keslik'te, Narlık'ta, Karadona'da, Yeniköy, Ortaköy'de tanıdıklarımız vardı.
Gökçam'da annesi vardı. Oralara kadar da çalışmalarını sürdürüyordu, siyasi
çalışmalarını. Aramızdaki sürtüşme, tartışma hiç durmamıştı zaten. İbrahim'in
ikna gücü çok yüksekti. Anlatma kabiliyeti çok iyiydi. İbrahim için köyün
içinde illa kızımızı verek diyenler, onu isteyenler çoktu. Fakat o, okulunu
bitirmeyi bekliyordu. Öyle bir şey düşünmüyordu.
Üvey annesi: Kadınlarla duvarın dibinde oturur konuşurduk. İbrahim'e demişler
ki evlen. Demiş ki benim geleceğim meçhul. Ben elin kızını alırsam belki dul
kalacak demiş. Onun için ben evlenmeyi hiç istemiyorum demiş.
Devrimci mücadeleyi herşeyden üstün tutuyordu. Hayatından bile önde tutuyordu.
İbrahim okulunda düşüncesiyle meşguldü, köye gelince işiyle meşguldü. Daha
doğrusu düşüncelerini çevreye yaymaya çalışırken hem de evin işinden hiçbir
zaman elini çekmemişti.
"O İNANCINDAN ASLA DÖNMEDI"
Sonra malumunuz. Tunceli'de yakalandı. Cafer Atan diye birisi ihbar etti.
Diyarbakır'a götürüldü. Diyarbakır'a iki kez gittim, görüşemedim. Üçüncüsünde
mektubu gelmişti. "Görüşebilirsin, soruşturmam bitti. İstanbul'daki bir
olayla ilgili savunmamı istiyorlar. Zaman uzadığı için olayı hatırlamıyorum.
İstanbul'a git. Av. İbrahim Türk'ü bul. Bilinçli gel. Savunmamı bilinçli yapayım"
diyordu. İstanbul'a gittim. Avukatla görüştüm. Diyarbakır'a gittim. 19 Mayıs
1973... Son gidişimdi. Diyarbakir'a 20'sinde vardım. Görüşmek için Nizamiye'ye
gittiğimde "görüşemeyeceksin" dediler. İbrahimin "soruşturmam
bitti" dediğini söyledim, mektubunu gösterdim. Neden görüşemeyeceğim
dedim. "Suçu ağır da onun için" dediler. Orada kimlik tespiti yapan
çavuşlar vardı. Sesimi yükseltip onlarla bayağı tartışınca hapishane müdürü
Ahmet yarbay "ne oluyor" diye geldi. "İlle de görüşeceğim diyor"
dediler. "Kimle görüşecek?" dedi Yarbay. İbrahim Kaypakkaya deyince
"geç kulübeye" dedi. İkinci gittiğimde tartıştiğımız Mevlüt Karaaslan
diye bir topçu teğmeni vardı. O tabancası belinde hiç yüzüme bakmıyordu. Merzifonlu
bir teğmen vardı. O üzgün görünüyordu. Yarbay elindeki evrakları üstteğmene
verdi. Bana bir araba gösterdi, bindim. Sıkıyönetim komutanlığına götürdüler
beni. Orada bir odaya aldı, geliyorum dedi, gitti. Sonra yanında bir albay
bir de tuğgeneralle kapıdan girdiler. Tuğgeneral beni asağıdan yukarı süzdü.
"İbrahim'in babası mısın?" dedi. Babasıyım dedim. "Doğrudan
doğruya söylemek olmaz ya ben söyleyeceğim" dedi. "İbrahim öldü"
Öldürdünüz diye bağırıp çağırmaya başladım ben. "Depelerim" diyordu.
Zaten depelemişsin falan dedim. Bayağı tartıştık orada. Yarbaya döndü. "Götürün,
muamelesini yapsın, cenazesini alsın" dedi. Muamelesini yaptım. Belediyeden
memur getirdim keşfine. 300 kuruşa tabut yaptırdım. 60 kuruşa kefen aldım.
Tabuta koydurdum. Havaalanına gelmeden önce araba aradım. Arabalar 1700 kurus
istiyorlardı. Zaten 1200 kuruşla gitmistim. Araba bulamadım. Peşin alırız
dediler, gidiş geliş alırız dediler. Taksicinin biri havaalanına git dedi.
Uçak tek yönlü oldugu için belki ucuz götürür dedi. Aksam 6:30'a biletimi
aldım. Askerler tabutu arabaya koydular. Ahmet Yarbay da Mevlüt Karaaslan
da oradaydılar. Bir çanta koydular, Ibrahim'in çantası diye tabutun yanına.
Havaalanında polise teslim ettiler. Polis aradı beni. İbrahim'in savunmasını
yapmak için Istanbul'dan götürdüğüm bildiri çıktı üzerimden. "Alıkoyacagiz"
diye direttiler. "Üzerinde yasak yayın taşıyor" dediler. Ben de
oğlumun isteği üzerine getirmiştim, savunmamı bilinçli yapayım diyordu dedim.
"Oğlunun ölümünü duydun bunu yırtacaktın" dediler. Değil ki bu bildiri
dedim. Oğlumun ölümünü duydum. Bu sabah geldim, Diyarbakır'a indim. Aksam
6:30 oldu bir lokma ekmek bile hatırıma gelmedi cenazeyle karşılaşınca. Bildiriyi
nerede düşünecektim dedim. Öyle deyince öbür polis küfretti ona. Elinden bildiriyi
aldi yırttı attı. Daha sonra 6:30'da uçağa bindik. Sekize çeyrek kala Esenboğa
Havaalanında indik. Beni arıyordu askerler. Ali Kaypakkaya kim dediler. Benim
dedim. Arkadaşların nerede diye sordular. Arkadaşlarım yok dedim. Ben yalnızım.
Baktılar arkadaş yok, inanmak zorunda kaldılar. Araba aradım orada da. Cebimde
para yoktu. Onlar bir araba tuttular. Polis arabasıymış. Ben arabanın içinde
ağlayıp küfredip geliyordum. Evin önüne geldiğimde onlar gittiler. Sabah da
bir minibüs tutup cenazeyi köye götürdüm. Giderken annesini de evli olduğu
köyden alıp birlikte köye gittik. Cenazeyi defnettik, geldik. Başında, her
yerde, kitaplarda ismimiz çıktı. Bu sefer saldırılar aileye yöneldi... 78'de
Çankırılı Hasan Açıkalın diye birini öldürdüler. Benim evin önüne koydular.
Polis baskısı devam etti. Eve gelip kadına kıza hakaret ettiler. Bu baskılardan
sonra eşim dayanamadı. 78'de kalp krizi geçirdi. Acile kostuk ama adımız Kaypakkaya
olduğu için bakmadılar. Toplayıp bizi çoluk çocuk nezarete koydular. Daha
sonra savcılığa çıkartıldık. Savcı ölüm olayını anlattırdı. Anlattım. Otopsi
raporu da geldi. Kalp yetmezliği dediler. Tamam cenazeyi alabilirsin dediler.
Sadullah diye bir komiser vardı. Katili nasıl olur da serbest bırakırsın diyordu.
4-5 çocuk, annem, ben kaldık. Sonra simdiki esimle evlendik. O zaman 4 çocuğum
vardı. Elif, Feride, Hakkı, Ali Ekber. Çocuklarımın hemen hemen hepsi baskı
gördü. Feride, Ali Ekber işkence gördüler. Hapis yattılar. Son eşimden bir
oğlum daha oldu. İbrahim'in adını koyduk. Şimdi ODTÜ'de Petrol Mühendisliği'nde
okuyor. Bir yerde ismi hiç bilinmeyen biri bir eylem yapsa hiç dikkat çekmiyor.
Ama bizim ele geçtigimiz her yerde ismimiz bomba gibi patliyor. Kaypakkaya
diye.
Son olarak söylemek istediğiniz birşeyler var mı?
i brahim aileden hiç soyutlanmadı. Örnek bir kişiliği vardı. Bütün çocuklarımın
içinde İbrahim kadar inançlı, inandığı şeyden dönmeyen, İbrahim kadar işine
ailesine baığlı, ailesine saygısı olan bir çocuk görmedim. İbrahim'le siyasi
konularda çok tartıştık. Onun ölümünden sonra düşüncesini benimsemiştim. İyice
benimsemiştim.
|
|
| -Babası ile yapılan röportaj |