![]() |
D.Yeri: |
Dersim - Ovacık-Aktaş |
| D.Tarihi: |
1969 |
|
| Kodadı: |
Özgür |
|
| Konumu: |
PÜ |
|
SÜLEYMAN
AÇIKEL |
||
| 1969
yilinda Dersim Ovacık ilçesine bağlı Aktaş köyünde yoksul bir ailenin
çocuğu olarak doğdu. ilk okulu okuduktan sonra ailesinin durumunun
kötü olmasından dolayı okulunu yarıda bırakmak zorunda kaldı. Çoçuk
yaşta çalışmaya başlayan Süleyman, partiyi daha küçük yaşta köye gelen
gerillalar tarafından tanıdı. Ergenlik yıllarında eve gelip giden
HKO gerillalarını tanıdı. Amaç ve düşüncelerini benimseyip düşünce
olarak sempati duydu. 91 yılında Adana’ya taşınmak zorunda kaldı.
Ancak yoldaşlarıyla bağlarını koparmadan çeşitli faaliyetlerde bulundu.
97 yılında Dersim’e giderek gerillaya katıldı. P.Ü ve Alt Bölge Komutanıydı.
Ovacık Kırkmerdivende ihbar sonucu 16 Mart 2005 tarihinde düşmanla
girdiği çatışmada hayatını kaybetti. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
- Merkez- Sorpiyan Köyü (Yolkonak) |
| D.Tarihi: |
1982 |
|
| Kodadı: |
Rojhat |
|
| Konumu: |
ileri
semp. |
|
| HÜSEYİN ÖZALP | ||
|
|
||
![]() |
D.Yeri: |
Adana – Yüregir – Misis Beldesi (aslen Dersim-Ovacıklı) |
| D.Tarihi: |
1980 |
|
| Kodadı: |
Zeynel |
|
| Konumu: |
PÜ
- Dersim Bölge Komitesi Üyesi |
|
| YILMAZ VELİ GÖÇ | ||
| 1980 Adana-Yüreğir
doğumlu olan Yılmaz Göç, 2002 Ekim ayında HKO'ya katıldı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim-Mazgirt-Quyiçi
Köyü (Kızılcık) |
| D.Tarihi: |
1984 |
|
| Kodadı: |
Devrim |
|
| Konumu: |
||
| AKAN KÜÇÜKDOĞAN | ||
| Dersim-Mazgirt
Kızılcık köyünden yoksul bir ailenin çocuğudur. Mücadelesini 2003
yazında Halk Kurtuluş Ordusu saflarına Elif Aslan'la birlikte katılmasıyla
daha onurlu ve ileri bir seviyeye taşımış oldu. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
- Pülümür |
|
D.Tarihi: |
1980 |
|
|
Kodadı: |
? |
|
| Konumu: |
? |
|
| MELAHAT YALÇIN | ||
| Melahat Yalçın,
Erzincan da üniversiteyi bitirdikten sonra Ağrı da 1 yıl öğretmenlık
yapmış, mevcut eğitim sistemi içerisinde öğretmenlik yapmayı reddederek
, 2004 de HKO saflarında halkın önce öğrencisi sonra öğretmeni olmak
için, silah kuşandı. Kısa ama görkemli bir mücadele yürüttü. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
- Pülümür |
| D.Tarihi: |
1984 |
|
| Kodadı: |
? |
|
| Konumu: |
? |
|
| YURDANUR ÖZKAN | ||
| Halk Kurtuluş
Ordusu saflarına 2004 yazında Ebru Aslan ve Melahat Yalçın ile birlikte
Pülümür'den katıldı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
- Merkez – Atlantı Köyü |
| D.Tarihi: |
1986 |
|
| Kodadı: |
Lenko |
|
| Konumu: |
||
| ÜMİT ÇATAKÇİN | ||
| Halk Kurtuluş
Ordusu saflarına 2004 yazında katıldı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim-Mazgirt-Quyiçi
Köyü (Kızılcık) |
| D.Tarihi: |
01.01.1957 |
|
| Kodadı: |
Özkan |
|
| Konumu: |
P.
Genel Sekreteri |
|
| CAFER CANGÖZ | ||
|
MKP açıklaması; Devrimde ısrar eden 48 yıllık
ömür, 48 yıllık ömrünün 30 yılını profesyonel bir devrim savasçısı
olarak geçirmistir Cafer Cangöz. Komünist önder Kaypakkaya’dan sonra
partimizin şehit düşen 5. Genel Sekreteri olan Cafer Cangöz yoldaş,
01. 01. 1957 yılında Dersim’in Mazgirt ilçesine baglı Akpazar Nahiyesi,
Kızılcık Köyü’nde doğdu. Doğduğu köyde ilköığrenimini, Akpazar’da,
ortaokulu ve lise öğrenimini Mazgirt’te tamamladı. Lise yillarında
iken devrimci mücadeleye ilgi duyan Cangöz yoldaş liseyi bitirdikten
sonra partimiz saflarında profesyonel faaliyet yürütmeye başladı.
Parti 1. Kongresi’nde parti Genel Sekreterliğine getirildi. 15 Haziran 1995 tarihinde Istanbul Laleli’de polis tarafından kaçırılırak katledilmek istendi. Fakat gerek Cangöz’ün kaçırılma sırasında “Adım Cafer Cangöz, polis tarafından aranıyorum. Bu polisler beni infaz etmeye götürüyorlar” şeklinde bağırması, gerekse de oluşturulan kamuoyu baskısıyla devlet, Cangöz’ün ellerinde olduğunu kabul etti. Cangöz 28 Haziran 1995 tarinde tutuklanarak Bayrampaşa Hapishanesi’ne konuldu.
|
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim-
Mazgirt – Çantur Köyü (Akyünlü) |
|
D.Tarihi: |
1962 |
|
|
Kodadı: |
Kaptan |
|
| Konumu: |
P.MK
Üyesi - Genel Sekreter Yard. |
|
| AYDIN HANBAYAT | ||
MKP Açıklamasından; 1962 Dersim-Mazgirt, Akyünlü Köyü doğumlu olan Aydın Hanbayat yoldaş gençlik yıllarından itibaren örgütlendiği partimiz saflarında kesintisiz bir şekilde mücadele yürüttü. Komünist önder Cafer Cangöz yoldaşla birlikte hapishanelerdeki en kritik ve çetin süreçlerde yer alan partimizin önder kadrolarından Aydın Hanbayat yoldaş, 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi öncesinde partimizin faal bir militanıydı.
Aydın Hanbayat yoldaş çocukluk yılarından itibaren mücadeleye katılmaya başladı. Öğrencilik döneminde lise temsilciliğini yaptı. Faaliyetlerinden dolayı aranmaya başlayınca kırsal alana çekilerek gerillaya katıldı. Bu dönemde çeşitli eylemlerle anılmaya başladı. 77-78 yılında Geyiksuyu toprak işgalinde yakalanarak 8-9 ay Hozat Hapishanesi'nde yattı. Çıktıktan sonra mücadeleye devam etti. Her bulunduğu alanda üretime katıldı. Gezdiği yerlerde ekin biçme, bahçe ve meyve bakımı gibi işlerde köylülere yardım etti. Orhan Bakır'ın ölüm yıldönümü dolayısıyla yapılan Bakıl Ağa’nın cezalandırılması eyleminde yaralı ele geçti. Çeşitli işkenceler sonucunda Elazığ Askeri Hapishanesi'ne getirildi. Partimizin önceli olan TKP(ML)'nin ana davasında birinci sanık olarak idamla yargılandı. Yaralanmasına karşın, yurtiçi ve yurtdışında yapılan baskılara rağmen tedavi edilmedi (mahkeme protestoları, avukat açıklamaları, konsolos önünde eylemler gibi). Yoldaş bunlardan dolayı felçli kaldı. Ailesi, avukatları ve kamuoyu baskısı sonucu kendisine “hastaneye götürüyoruz” denilerek, Elazığ askeri hastanesinden alındı. 6-7 ay boyunca nerede olduğundan haber alınamadı. Çeşitli girişimler sonucu Diyarbakır Hapishanesi'nin işkencehanesinde bulundu. O yıllar Diyarbakır Hapishanesi'nin direniş dönemiydi. Direnişi dağıtmak amacıyla buradaki yoldaşlarımız ve siper yoldaşlarımızla birlikte Eskişehir tabutluklarına taşındı. Buradaki hücre tipi hapishanede mücadele, isyana dönüştü. Açlık grevinin otuzuncu gününde olan tüm direnişçiler çok kötü şartlarda ring araçlarında üst üste istiflenerek nakledildi. 1991'de şartlı salıverildi ve aktif mücadeleye dışarıda devam etti. Partizan dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. 1993 yılında altı ay kadar yurtdışında faaliyet yürüttü. Ülkeye geri döndükten sonra 1994 Ekim ayında yeniden düşmana esir düştü. Hanbayat yoldaşın partimiz içerisindeki öne çıkan özelliklerinden en belirgin olanı örgütleme yeteneğiydi. Attığı her adımda kararlılık, kendine güven ve devrime olan inanç kristalize bir şekilde kendini belli ediyordu. O’nun bu özelliğinin farkına sadece partimiz değil partimiz dışındaki pek çok kurum-kuruluş ve kişi de farkına varmıştı. Bundan dolayı çok geniş kitleler içerisinde saygınlığı ve iş yaptırabilme gücü olan komünist bir kişilik olarak kendini her alanda ortaya koydu. Kısaca O tam bir pratik adamıydı. Bu yönüyledir ki devrimci kamuoyu içerisinde O’nun adını duymayan yoktur. Hanbayat yoldaş, 1981 parti 2. Konferans’ı sonrası örgütlenen ilk gerilla birlikleri içerisinde yer aldı. Profesyonel ajan ve yerel despot, “Bakıl Aga’yı” cezalandırma eyleminde yaralı olarak düşmana esir düştü. Zindanda boyun eğmeyen baş, durmayan yürek, susmayan sesti. Düşsüz bir sözde hayatın ölü mezarları ile arasına her zaman nitel ayrım çizgisi çekerek parıldayan devrimci savaş siperlerimizden biri olarak 1980’li yıllarda zindanda parti üyesi oldu. Zindandan çıktığında aynı ısrarla mücadeleye devam etti. 1993’deki partimizin Olağanüstü Konferans’ında MK üyeliğine seçildi. Sonra tekrar düşmana esir düşen Aydın yoldaş, Cafer yoldaşla birlikte partimizin Cezaevi Merkezi Örgütlülüğü’nün önderlerinden biri olarak devrimin zindandaki savasçılarının direniş siperlerinin örülmesinde büyük rol oynadı. 19 Aralık Kahramanlık Haftası’nın bizzat hem savasçısı ve hem de önderlerinden biriydi. 17’lerle ölümsüzlestiğinde partimizin Genel Sekreter Yardımcısıydı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
– Ovacık - Dewapil Köyü (Büyükköy) |
| D.Tarihi: |
1959 |
|
| Kodadı: |
Cem |
|
| Konumu: |
P.MK
Üyesi - EBK Sekreteri |
|
| ALİ RIZA SABUR | ||
|
MKP açıklamasından: Partimizin önder kadrolarından ve Halk Kurtuluş Ordusu’nun komutanlarından Ali Rıza Sabur yoldaş, Dersim’in Ovacık ilçesi, Büyükköy’de 1959 yılında doğdu. Devrimci düşünceyle lise yıllarında tanıştı. Ovacık Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul’a geldi. 1981 yılına kadar İstanbul’da çesitli fabrikalarda partimizin sempatizanı olarak çalıştı. Partimizin İstanbul’daki birçok eyleminde yer aldı. İstanbul Avcılar’da partimize yönelik yapılan bir operasyonda gözaltına alındı. Dört yıl Metris, Davutpaşa ve Alemdağ hapishanelerinde tusak kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra yeniden parimizle bağ kurarak faaliyetini bir süre daha İstanbul’da sürdürdü. Yine bu dönemde partimize yönelik yapılan operasyonlardan kaynaklı olarak Yunanistan’a gitti. Yunanistan’da bir süre kalan yoldaş 1989 yılında katıldığı gerilla birliklerinde faaliyetlerini devam ettirdi. 1996 Kongre Hazırlık Konferansı’mızda Parti Merkez Komitesi’ne seçildi. Bir dönem Karadeniz Bölge Komitesi Sekreterliği’ni yürüttü. 1999 Parti Merkezi Konferansı’nda MK üyeliğine yeniden seçildi. Dersim bölgesinde gerilla faaliyetlerinin siyasi komiser ve komutanlarından biri olarak ısrarla Halk Savaşı’nın bayrağını yükseltti. Parti 1. Kongresi’nde seçildiği MK görevini önce Dersim, sonra Erzincan Bölge Komitesi Sekreteri olarak icra ederken 17’lerle birlikte ölümsüzleşti. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Ankara
(aslen Eskisehir’li) |
|
D.Tarihi: |
3
Ekim 1971 |
|
| Kodadı: |
? |
|
| Konumu: |
P.MK
Üyesi - SB Üyesi |
|
| OKAN ÜNSAL | ||
|
MKP Açıklamasından: 3 Ekim 1971'de Ankara’da doğdu. Ünsal yoldaş babası polis komiseri olduğu için ailesiyle birlikte çeşitli illere gitmek durumunda kaldı. ODTÜ deki üniversite ögrenciliği döneminde 1990 yılında devrimcilerle tanışan Ünsal yoldaş yüksek öğrenimini tamamlamadan MLM ideolojiyi benimseyerek partimiz saflarında örgütlenip profesyonel mücadeleye başladı. Partimizin önder kadrolarından Okan Ünsal yoldaş komünist gençligimizin devrim, komünizm mücadelesi içerisinde çelikleşerek partimiz önderliğindeki gençlik örgütümüz içerisinde yer aldı. Bu faaliyetleri sürdürüken, 1994’te düşmana esir düştü. 1996 büyük Ölüm Orucu direnişinde yer aldı. 2000 Ölüm Orucu direnişine önderlik edenlerden biriydi. Tüm gerici zincirleri parçalamış bilimsel bir serüvenciydi. Devrimin pratik görevlerinin yanında birtakım teorik sorunları da çözmek, O’nun mücadele anlayışının en belirgin özelliklerinden biriydi. Lenin yoldaşın “Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz” şiarından hareketle devrimci yaşamının büyük bir kısmını teorinin gelişimine adamış, partimiz içerisinde komünist bir aydın olarak ön plana çıkmıştı. O aynı zamanda entellektüelizmle komünist ideolojinin nasıl birbiriyle uyumlu halde yan yana kalabileceklerini dosta da düşmana da gösterdi. Bu gerçekliğinden dolayı Ünsal yoldaş
parti 1. Kongremiz’de Merkez Komitesi üyeliğine ve Merkez Komitesi
içindeki görev bölümünde Siyasi Büro’ya seçildi. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
– Hozat – Boydaş Köyü |
|
D.Tarihi: |
1961 |
|
|
Kodadı: |
Şerif,
Aris |
|
| Konumu: |
PÜ
- SB Merkezi Yazı Kurulu Üyesi - Delege |
|
| ALAATTİN ATAŞ | ||
| MKP Açıklamasından; 1961 Dersim’in Hozat İlçesi, Boydaş Köyü
doğumlu olan Alaattin Ataş yoldaş lise yıllarında iken partimizle
tanıştı. 1970’li yıllardan itibaren partimiz saflarında şehirlerde
faaliyet yürüten yoldaş, 1984 yılında gerilla birliklerine katıldı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Erzincan
– Refahiye |
| D.Tarihi: |
01.02.1966 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
PÜ
- SB Merkezi Yazı Kurulu Üyesi - Delege |
|
| CEMAL ÇAKMAK | ||
|
MKP Açıklasından: 1966 yılında Erzincan, Refahiye’de yoksul bir köylü çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi o küçük yaşlarda iken önce kısa bir süreliğine Ankara, oradan da Istanbul’a göç etti. 1988 yıllarında bir süreliğine legal partilerde siyasi faaliyet yürüten Cemal Çakmak yoldaş aynı yıl içerisinde MLM ideolojisiyle tanışarak vakit kaybetmeden partimiz saflarında yer aldı. 1991 yılında “Bir Dersim yetmez, binlerce Dersim yaratmalıyız” şiarıyla uzun zamandır uğraş verdiği ve hedef koyduğu yeni alanlar yaratma anlayışıyla partinin ilk Doğu Karadeniz Gerilla Birliği’nde ön saflarda yer aldı. Birlik bölgeden çekilene kadar orada kaldı, daha sonra istanbul’a döndü. 1992’de tekrar aynı bölgeye çıkan birliğe katıldı. 1992 Geçici Birleşik Merkez Komitesi döneminde, o dönemin Askeri Komisyon Sekreteri olan İsmail Bulut yoldaş önderliğindeki gerilla birliğinde yer aldı. Karadeniz-Artvin kırsalında yaralı olarak esir düştü. Burada bir gözünü kaybetti. Ağır yaralı olduğu halde 15 gün kadar gözaltında kalarak, yoğun işkencelerden geçirildi. Daha sonra tutuklanarak önce Ankara Ulucanlar, oradan Nevşehir Hapishanesi’ne götürüldü. 1993 Nevsehir firarından sonra Yozgat Hapishanesi’ne götürüldü. Orada uzun süre yürüttügü açlık grevinden sonra tekrar Ulucanlar Hapishanesi’ne getirildi. Hapishane yaşamı süreli, süresiz olmak üzere onlarca açlık grevi ve ölüm oruçları ile geçti. Gittiği her hapishanede düşmanın hedefi durumuna geldi. Yaşamında yoldaşları ile olan ilişkileri, diğer siyasetlerle olan ilişkileri, sevgisi, seviyesi, konuştuğu-yaptığı her şeyi süzgeçten geçirerek, nakış nakış işleyerek çevresindekilere benimsetmesi, kazanmacı kişiliği herkes tarafından örnek alındı. Sadece kendi yoldaşları değil, bütün devrimciler, siper yoldaşları onu çok sevdi, saydı. O devrimci kamuoyu tarafından efsaneleştikçe, düşman katlanamaz, tahammül edemez hale geliyordu. Bunun için defalarca tezgah tertipledi, fakat her seferinde Ulucanlar’daki direnişçiler tarafından boşa çıkarıldı. Önce sevk kararları, sonra hastaneye götüreceğiz diyerek kaçırmaya çalışmaları vb. oyunlar da sonuç vermeyince, uzun süredir tezgahlanan hapishane operasyonu sıradan ve sunni sebepler gerekçe gösterilerek hayata geçirildi. Operasyonda adı birkaç siper yoldaşı ile birlikte megafonla hapishanenin dört bir tarafında yankılanıyordu: “Kör Cemal’i ayırın”, “O’nu buraya getirin.” Operasyonda vücudunun çesitli yerlerinden kurşun yaraları aldı. Kanlı hamamda saatlerce süren işkencelere maruz kaldı. Vücudunun her yerine neşterle kesikler atıldı. Operasyon sonrası alelacele Yozgat’a, cenazesi ailesine verilmek üzere yollandı. Yaşadığının farkına sonradan varıldı. Yaraları önce Yozgat Hapishanesi’nde sarıldı. Daha sonra hastaneye gönderilerek, yaraları dikildi. Daha sonra Burdur Hapishanesi’ne gönderildi. Orada vücudundaki kurşunlardan ancak biri alınabildi. Kısa bir süre sonra Burdur operasyonu yaşandı. Oradan vücuduna aldığı yeni kırık ve darbelerle Bursa Hapishanesi’ne götürüldü. 19 Aralık 2000 katliamında Edirne F Tipi Hapishanesi’ne götürüldü. 2002 yılında sağlık sorunlarından ötürü tahliye edildi. Kısa bir süre tedavi gördükten sonra yeniden faaliyet yürütmeye başladı. O, dünya devrim tarihine altın harflerle yazılmış örnek bir devrimci, komünist bir önderdir. Çakmak yoldaş zindan direnişlerinin meşalelerinden biriydi. Onu Ulucanlar Hapishanesi’ndeki direnişiyle düşman da, halkımız da çok iyi bilir. 19 Aralık şanlı direnişi onu çok iyi bilir. Bu süreçte parti üyesi olarak kahramanca bir duruş sergiledi. Bombalarla dağşlanan gözü ve bedeni ideolojisinden aldığı güçle düşman mevzilerini vuran bir ateş topuydu. 1996 şanlı Ölüm Orucu direnişinin yigit önder savasçılarından biriydi. 17’lerle birlikte ölümsüzleştiğinde Siyasi Büro Merkezi Yazı Kurulu üyesi ve 2. Kongre delegesiydi.
|
||
![]() |
D.Yeri: |
Gaziantep
- Islahiye |
|
D.Tarihi: |
6
Aralık 1970 |
|
|
Kodadı: |
Yusuf |
|
| Konumu: |
PÜ
- Delege |
|
| ÖKKEŞ KARAOĞLU | ||
|
MKP Açıklamasından; 06.12.1970 G.Antep Islahiye doğumlu olan Ökkeş yoldaş öğrenimine 1977 yılında Islahiye Cumhuriyet ilkokulu’nda başlamış ve 1982 yılında Islahiye Ortaokulu’nda ortaöğrenimine başlamıştır. 1983 yılında orta 2. sınıfı Urfa Ceylanpınar’da ablasının yanında okudu. Ortaokulu Islahiye Ortaokulu’nda tamamladıktan sonra lise öğrenimine 1985 yılında Islahiye Lisesi’nde devam etti. 1987-88 yıllarında Adana Doruk Dersanesi’ne gitti. Aynı yıl Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünü kazandı. Üniversite 3. sınıftayken okuldaki siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklanıp İstanbul Bayrampaşa Hapishanesi’nde 3 ay yattı. Hapishaneden çıktıktan sonra 1 ay okuluna devam etti. Bursa Üniversitesi gençlik faaliyetinden bir grup yoldaşıyla Dersim gerilla bölgesinde gerillaya katıldı. 1992 yılında parti üyesi oldu. Yeldağı yürüyüşündeki gaziler içerisindeydi. Partimiz tarafından yurtdışına çıkarıldı. 1994’te Yurtdışı Bürosu’na atandı. 1995’te tekrar ülkeye döndü ve düşmana esir düştü. 1996 ve 2000 şanli Ölüm Orucu direnişimizin militanlarından biriydi. Eylül 2002 1. Kongremiz sonrası yeniden parti üyesi olarak Marmara Bölgesi’nde görev aldı. Marmara Bölgesi’nin toparlanmasında önemli bir rol oynadı. Komünizm davasında yoldaşlarıyla aynı beden ve yürek olarak Halk Savaşı’nı yükseltmeye çağırarak ölümsüzleştiğinde 2. Kongre delegesiydi. NIYETİNİ, HAYATININ PUSULASI YAPAN ADAM; YUSUF (ÖKKEŞ KARAOĞLU) Aslında, “malum” haberden sonra, hep yazmak istemiştim ama, bu istek sürekli içimde düğümleniyordu. Seni ve sizleri yitirmiş olmayı kabullenemiyordum. Kabullenmek de istemiyorum. Ama içimdeki bu yazıp yazamama ikilemi içinde daha fazla kalmak da istemiyordum. Seninle Yunanistan’da, Lavrion Mülteci Kampında tanıştık. Ben; devrimci mücadeleyi bırakarak, Avrupa’ya kaçışın ilk limanı olan Yunanistan Lavrion’a demir atmıştım. Sen ise; tedavi amaçlı geldiğin Avrupa’dan bir an önce ülke’ye dönüşün hesaplarını yapıyordun. Sen, Yunanistan’ın Yusuf’u olurken, ben de Özgür Hoca’sı oluvermiştim. Benim icin Yusuf’un anlamı ve önemi çok farklıydı. O farklılık ve önemli olma hali hala devam ediyor. Eskiden aynı devrimci yapı içerisinde yer alırken, şimdi ayrı düşmüştük. Seninle dönem dönem, çok tartışırdık. Ayrılıkların neden ve niçinleri üzerine. Ben, kendi faaliyet alanımda bizlere karşı yapılan haksızlıkları, PP’ne yakışmayan hal hareket davranışları, P kültürune aykırı yapılanları, yaşatılanları anlatırken, sen de avrupadaki gelişmeleri kendi pencerenden bana anlatırdın. Bunların yanı sıra yine bazı temele, siyasal, politik konulara ilişkin sohbetlerimiz de olurdu. Sonuçta birbirimizi ikna edemesekde, karşılıklı birbirimize kattığımız çok şeyimizin olduğunu düşünüyorum. Çünkü; yaşamda hiç bir şey bir başka şeyi tek yönde etkilemez, karşılıklı bir etkileşim vardır. Bir söz vardır: “Kim olduğun o kadar bağırıyor ki, ne dediğini duyamıyorum”. Burada en önemli mesaj insanın kendisidir. Yaşamın kişiliğinin aynasıydı. Insanlara karşı davranışlarını düzenleyebiliyordun. Büyükle büyük, küçükle küçük olabiliyordun. Bir Xalo Dayı’mız vardı. Onunla ilişkilerin, yaşlılarımıza karşı gösterilmesi gereken tavrı belirtiyordu. O’nunla konuşurken, O’nun yaş seviyesine çıkardın. Küçük Eren’in kafasını okşarken de içindeki çocuk sevgisi kendisini dışa vuruyordu. Senin gibi o alanda “sorumlu olan” ancak, bunların burunlarının ne kadar havada olduğunu da çok iyi biliyorum. O “bazıları”nın Lavrion’a gelmesini pek istemezdi aslında komünde kalanların çoğu. Ama senin gelişine hepsininde sevindiğini belirtebilirim. Bunların nedenleri ise; malum “insan davranışları” idi. Zaman her şeyin dermanıydı. Geçen süreç içerisinde bu “bazıları”nın yaşam düzeylerini, şu anki hizmet ettikleri hayat felsefesini görmek isteyen herkes gördü. En büyük özelliğin; devrimci mücadeledeki kararlılığın, cesaretin, azimliliğin, sosyal ve kültürel birikimin, kendine olan güvenin, kendine ve topluma karşı sorumluluğun bilincinde olmandı. Bir insanin sorumlu olması için, o insanın sorumlu tutulacagı konuda bir farkındalığı, bir bilinci olması gerekir. İşte sen, kişisel bütünlük içinde sorumluluk taşıdığının farkındaydın. Yani, düşünce, duygu ve eylemlerinin ahenk içinde olmasından dolayı hesap vermeye hazırdın. Çünkü sen, ne yapacağın konusunda kararını vermiştin. Bir insanın, kararlarının sorumluluğunu kabul etmesi demek, o kararlar uğruna ölmeye hazır olması demektir. Sen buna çoktan karar vermiş ve hazırdın. Çünkü sen, ölüm bilincininde farkındaydın ve ölümü küçülterek yaşayanlardandın. Bunu yaşamınla bir çok kez kanıtlamıştın. Neydi ölüm bilinci? Ölüm bilinci, sonsuza dek varolamayacağımızı bilmemizi, şimdi ve şu anda yaşıyor olmamızın sorumluluğunu almamızı sağlar. Yunanistan (Lavrion)’daki birçok sosyal-kültürel etkinliğin altında da, esasta senin imzan vardı. Ben de eşimle birlikte, yapmış olduğunuz etkinliklerin coğuna elimizden geldiğince yardımcı olmaya, katkı sunmaya calışıyorduk. Benim yazıp oynadığımız bir skeçten sonra “Hoca gel güzel bir tiyatro oyunu yazalım” demiştin. Aslında kafanda bir senaryo canlanmıştı senin. “Düşündüğün bir şey var mı?” dediğimde, “tam değil ama, bir konu var” demiştin. Oturup biraz konuşmuştuk. “Taslağı sen yazmalısın, çünkü fikir sende şekillenmiş” dediğimde, “tamam, ben bir taslak yazayım, sonra birlikte geliştiririz” demiştin. Oyunun konusunu çok iyi tasarlamıştın. Tam da gündeme denk düşüyordu. Konu; gözaltında kayıplardı. 1995 yılında çok kısa aralıklarla insanlar gözaltına alınıyor ve bir daha da kendilerinden haber alınamıyordu. Bunların ilklerinden biri Hasan Gülünay’dı. Hasan Gülünay, TKP/ML taraftarlarındandı. 20 Temmuz 1992’de Istanbul’da gözaltına alındı. Bir daha da kendisinden haber alınamadı. Yine son dönemlerde Hasan Ocak gözaltında kaybedilmiş ve iyi bir kampanyayla gözaltında kayıplar kamuoyunun dikkatine çekilmişti. Bu nedenle “Hasan” ismi, gözaltında kaybedilecek olan kişinin ismi olarak uygun bulunmuştu Yusuf tarafından. Birlikte, hazırlanan taslağı gözden geçirdik. Yapılacak bir iki değişiklik ve eklemeyle son halini verecekti Yusuf. Oyunun yazımı bitirildi. Sıra oyunu sergilemeye gelmişti. Rollere uygun arkadaşlar bulundu ve calışmalara başlandı. Etkinliğin sunulacağı gece geldiğinde, her şey hazırdı. Oyun Lavrion Kampı’nın içinde oynanmaya başlandı. Bütün Kamp sakinleri davetliydi. Oyun, pür dikkat izlendi. Bitimde ise; izleyicilerin sergilenen oyundan ne kadar etkilendikleri, attıkları sloganlardan ve alkışlardan belli oluyordu. Bu oyunda rol alan iki arkadaşı anmadan geçemeyeceğim. Bunlardan biri; sorgucu polisi oynayan Deza (Ramazan Kilavuz), diğeri ise; gözaltında kaybedilen Hasan’ı oynayan İhsan’dır. Ihsan, Almanya’ya geldikten sonra elim bir olay sonucu öldürüldü. İhsan’ın kayıbı çok büyük bir talihsizlik ve acı bir kayıptır. Ihsan da iyi arkadaşlardan biriydi. Ve Deza; 4 yılı hücrede olmak uzere toplam 11 yıl Diyarbakır zindanlarında yatmıştı. Işkencenin her türlüsünü görmüştü. Birçok şey paylaştık Deza’yla. Yunanistan’da ve sonrasında Isviçre ve Hollanda’da. Avrupa’daki yaşam birçok insan gibi Deza’yı da psikolojik olarak olumsuz yönde etkilemişti. Psikolojik rahatsızlığı öncesi çok iyi bir insandı. “Insan gibi insan” O’nun gibilere söylenir herhalde. Bir süre psikolojik tedavi görmesine rağmen 3 Haziran 2001 tarihinde Isviçre-Luzern’de intihar ederek yaşamına son verdi. Deza ve Ihsan’ın kayıplarını da bir türlü kabullenemiyorum. Her hatırladığımda yüreğimden birşeylerin kopup gittiğini hissediyorum. Tiyatroda oynarken Deza’nın; “Olayın wehametini anlıyor musun Hasan!” deyişi hala kulaklarımda çınlıyor. Deza “V” diyemez, “W” derdi. Yani “Vehamet”i “Wehamet” olarak telaffuz ederdi. Sanırım 1996 veya 1997 Mayıs’ında, her yıl Almanya’da düzenli olarak yapılan Ibrahim Kaypakkaya’yı anma gecesini izlerken; etkinlikte tiyatro da vardı. Tiyatro oynanmaya başladı. Baktım... bu oyun Yunanistan’da Yusuf’un yazıp oynadığı oyun... Daha dikkatli bakinca Hasan’ı oynayanın Deza olduğunu gördüm... Çok şaşırmış ve daha da heyecanlanmıştım. Bu benim için müthiş bir sürprizdi. Oyunun bazı yerleri revize edilerek, bir kısım ekler de yapılmıştı. Burada oynayanlar biraz daha profesyonele yakın oynadılar. Oyun daha da etkileyici hale gelmişti. Oyun bittikten sonra çok gururlanmıştım. Çünkü oyunu binlerce insan izlemişti. Tepkiler de çok iyiydi. Deza’yla da görüştük. Hasret giderdik. Yunanistan’da bu oyunu izledikten sonra, kendi kendime “Evet, Yusuf ileride iyi bir yazar olabilir. Hatta Yel Dağı Yürüyüşünü ve şehitlerini anlatan bir anı-roman yazabilir.” diye düşünmüştüm. Yel Dağı Direnişini birilerinin anlatması gerekiyordu. Yusuf, Yel Dağı Direnişini yaşayanlardandı. Yel Dağı Direnişini anlatırken nasılda heyecanlanıp hüzünleniyordun. Az şey yaşanmamıştı. Kayıplar büyüktü. Birinci Körfez Savaşıyla birlikte TKP/ML Konferans kanadının “Emperyalist Savaşı iç savaşa çevir” şiarıyla gerilla mücadelesini yükseltmek için yaptığı“Gerillaya Katıl” çagrısına ilk cevap verenlerdendin. Sen zaten ilk kararını o zaman vermiştin. Bu süreçle birlikte başlıyordu gerilla yaşamın. Yel Dagı’ndaki barınağın açığa çıkmasıyla birlikte, tamamen imha olmamak için 50 civarındaki gerilla birliğiyle o zorlu kış koşullarında, zemheride uzun yürüyüşe çıktınız. Bu kaçınılmazdı. 21 Ocak- 10 şubat 1993 tarihleri arasında 6 yoldaşımızı ( Zeki Peker, Erkan Fener, Barbara Anna Kistler, Ali Ekber Batasul ve Ali Ihsan Yalçın) yitiriyorduk Ondan fazla arkadaşımızın da, donma nedeniyle kangren olmuştu ayakları. Bunlardan biri de sendin. Tedavi edilmek üzere Avrupa’ya çıkarıldınız. Çoğunuzun ayakları; parmaklarından ve muhtelif yerlerinden kesilmişti. Seninde her iki ayak parmakların köklerinden kesilmişti, Sadece bir ayağında, serçe parmağının yarısı kalmıştı. Dolayısıyla bu destanı en iyi yazacaklardan biri de sendin. Ben bunu yazacağından çok emindim. Bir ara bu düşüncemi de çınlattım Yusuf’a. Ama bana bu konuda hiçbir cevap vermemişti. Yüzün sürekli Türkiye’ye dönüktu. Yine birgün oturuyorduk üst odada. Ayaklarinı göstererek “Hoca, yakalarlarsa beni, þu parmağıma elektrik verirlermi?” diye sormuştun tek ayak parmağını göstererek. Ayaklarına şöyle bir bakmıştım merakla. Ayağının birinde hiç parmak yoktu. Parmakların beşi de köklerinden kesilmişti. Diğer ayağının ise, dördü kökünden kesilmişti. Ayak serçe parmağın ise tirnağın tam kökünden kesikti. Yani ayaklarında sadece yarım parmak vardı. Yüzüne bakmadan, “Bilirsin, işkencecide vicdan olmaz. Alçaklar... bulabildikleri her çıkıntıya, elektrik kablosunun bağlı olduğu halkayı takmaya calışacaklar” demiştim. Sen de arta kalan yarım ayak parmağına bakarak “Bunu niye kesmemişler ki?” demiştin. “Yusuf! sen nasıl yürüdüğünün farkında mısın?” diye sormuştum. Sen de “Niye? Nasıl yürüyorum Hoca?” demiştin. “Yürürken, ayaklarını yay gibi kaldırarak yürüyorsun. Sanki önünde bir engel varmış gibi. Bir de adımlarını uzun uzun atıyorsun.” deyince, “Evet Hoca, bunu bana başkaları da söylemişti. O alışkanlığı daha atamamışım üzerimden.” demiştin. “Ülke’ye gideceksen ve de şehirde kalacaksan, bu alışkanlıklarından arınmalısın. Yoksa keklik gibi avlanabilirsin. Çok şüphe çeker.” önerime de “Haklısın. Buna dikkat etmeliyim.” demiştin. Kampta, komün elemanlarının eğitim calışmalarını da sen veriyordun. Senin vermiş oldugun siyasi egitim calışmalarının cok zevkli geçtiğinden eminim. Cünkü oradaki davranışların da yaşamının aynasından biridir. Dolayısıyla eğitim çalışmalarına katılanlar düşünce dünyalarına bir zenginligin katıldığını ufuklarının genişlediğini farketmişlerdir. Verilen bu eğitim çalışmalarınıza ben ve eşim katılmıyorduk. Çünkü biz, sizin komününüzde misafir olarak kalıyorduk. ..... ...... Bir süre sonra biz Hollanda’ya giderken, sen de Turkiye sınırlarından dalıyordun içeriye. Türkiye’ye girerkenki yüz ifadeni, sevincini görmek isterdim. Ama içini müthiş bir sevincin kaplamış olduğundan eminim. Ait olduğun topraklara, uğruna canını vereceğin halkın içine karışmıştın artık. Kısa bir zaman sonra yakalanmış, cezaevine gönderilmiştin. Cezaevlerinde de pek olumlu şeyler gelişmiyordu. Cezaevlerinde saldırılara karşı direnişler de ilmik ilmik örülüyordu. 1996 Süresiz Açlık Grevi ve Ölüm Orucu süreci başlıyordu. Sen yine hic bir tereddüte yer vermeden ölüm orucu direnişçisi oluyordun. Buraya gelen video görüntülerinizi izlerken, seninle gurur duyduğumu itiraf etmeliyim. Zafere olan inancın; duruşun ve konuşmalarınla bütün çıplaklığıyla orta yerde duruyordu. Başındaki kızıl banda layık olmaya çalışıyordun. Bu süreci, “ölümü küçülterek” yeniyordunuz. Devlet 19 Aralık 2000’de, 20 cezaevine yaptığı saldırıyla 28 devrimciyi katletmiş, diğerlerini de F-tipi cezaevine, hücrelere atmıştı. Bu süreçlerde başlayan Ölüm Orucu ve fiili direnişlere de tereddütsüz katılmıştın. Cezaevlerindeki uzun süreli direnişler nedeniyle bedenin bir hayli yıpranmış ve çeşitli kalıcı rahatsızlıklar da almıştın. Birçok ölüm orucu gazisi gibi sana da “tek başına yaşamını idame ettiremez” türünden verilen raporla serbest bırakıldın. Her birey, kendi yaşamının anlamını yaratmak durumundadır. Sen yaşamının anlamını yaratmakla kalmıyor, büyütüyordun. Değişimi bilinçli olarak yapmayı göze almak, gayret ve cesaret ister. Sen bu gayret ve cesarete sahip olanlardandın. Ölüm bilinci, sonsuza dek varolamayacağımızı bilmemizi, şimdi ve şu anda yaşıyor olmamızın sorumluluğunu almamızı sağlar. Bir çok ölüm orucu direnişçisi, bu sorumluluğu almaya cesaret edemediler. Sen tam aksine; anlamlı, coşkulu ve güçlü bir yaşamı seçtin. Yüreğinize sevinci, coşkuyu, cesareti, bilgiyi, gayreti alarak; düşlediğiniz yarınları yaratmak için dorukları feth etmek üzere düşmüştünüz yollara. Iyisi kötüsüyle, doğrusu yanlışıyla geçmişinizi gözden geçirerek, geleceğinizi karar altına almaya gidiyordunuz. Sizler niyetinizi yaşamınızın pusulası olarak tayin etmiştiniz. Devrim sevdalıları, zirveye varmak için tırmanıyolardı Munzur Daðları’nı. Kuşanmışlardı dorukları feth etme cüretini. Içlerinde; Kaypakkaya geleneğinin “dinozorlar”ından Cafer Cangöz, Aydın Hanbayat gibi devrimin eğilmeyen “çınarlar”ı vardı. Onlar, 17 eğilmez baştılar. Onlar, bu düzeni 17 yerinden 17 kez paramparça edenlerdi. Isyan bayrağını 17 kez çekiyorlardı göndere. Tereddutsüzdüler. Cesaret ilmini nakış nakış işlemişlerdi benliklerine. Ölümleriyle de UMUT ekiyorlardı ardıllarına. Ölüm 17 kez rezil rüsva oluyordu Onlar’ın “Duruşlarıyla”. Yitişlerine kahrediyordu Munzurlar, Alpler, And ve Himalayalar. Güneş utanıyordu doğmaktan, Irmaklar akmak istemiyor, Denizler, okyanuslar kurumak istiyor, Rüzgar esmenin, kuşlar uçmanın anlamsızlaştığını söylüyor, Kayalar heybetliliklerini yitirmek istiyor, Doğa, doğallığına küsüyordu bu ihanet ve vahşet karşısında. Kısa da olsa Cafer Cangöz’le ilgili bir anımı anlatmak istiyorum: Tam hatırlamıyorum ama sanırım 1978-79 yıllarıydı. Henüz çocuk yaşlardayım. Aylardan Temmuz olmalı çünkü, köylerde buğday biçme zamanı. Biz tarlada buğday biçiyoruz. Baktık bir grup arkadaş geldi. Hepsini de çok seviyorduk. Içlerinden biri Çoban (Cafer Cangöz)’dü. Biz buğdayı orakla biçiyorduk. Çoban, önce bizi izledi. Sonra “Kirvam niye tırpanla biçmiyorsunuz?” diye sordu. Biz de “hic tırpanla biçmedik. Ayrıca tırpanla biçersek başaklar hep dökülür.” dedik. Bana, “Kirvam, sen git tırpan, varsa tırmık ve biraz da tel getir.”dedi. Hemen koşarak gidip getirdim. Tırmığı sapından çıkardı. Tırmığı tırpanın sapı ve bıçağı (demirin) birleştiği yere telle bağladı. Sağlamlaştırdı. Kalktı yerinden. Başladı tırpanı sallamaya. Tırpanı sallarken bir yandan da sağ ayağını da tırmık gibi kullanarak, her tırpan sallayışta kocaman bir deste buğdayı sol tarafa yığıyordu. Biz sadece bu desteleri toplayıp girze olarak bağlıyorduk. Koca tarlanın yarısı kısa zamanda biçilmişti. “Kirvam şimdi öğrendiniz mi nasıl biçileceğini?” diyerek “Amaç yaşamı daha da kolaylaştırmaktır. Bu yöntemle ekinleri daha erken biçebilirsiniz.” demişti. Çoban, böylece yaşamımıza bir kolaylık saþlamıştı. Zaten devrimcilerin görevi de balıkçıya balık avlamayı öğretmek değilmiydi? Çoban bunu da en iyi biçimiyle yapmıştı. ...... Bu halk seninle birlikte MKP Önder kadro ve savaşçıları olan; CAFER CANGÖZ, AYDIN HANBAYAT, BERNA SAYGILI ÜNSAL, GÜLNAZ YILDIZ, TAYLAN YILDIZ, ALAATTIN ATAŞ, OKAN ÜNSAL, CEMAL ÇAKMAK, ALİ RIZA SABUR, KENAN ÇAKICI, İBRAHİM AKDENİZ, BİNALİ GÜLER, DURSUN TURGUT, ÇAĞDAŞ CAN, AHMET PERKTAŞ, ERSİN KANTAR ve ÖZLEM EKER’i unutmayacaktır. 15 Şubat, 2006 Hollanda-Leeuwarden’dan İşçi-Köylü Gazetesi Okuru-(Özgür Hoca) |
||
![]() |
D.Yeri: |
Ankara
(aslen Erzincan- Tercan - Zaggeri Köyü (Büklüm Dere) |
| D.Tarihi: |
13
Kasım 1964 |
|
| Kodadı: |
Serdar |
|
| Konumu: |
PÜ
– YDB Üyesi - Delege |
|
| KENAN ÇAKICI | ||
| 12 Eylül Askeri
Faşist Darbesi’nin operasyonlarında esir düstü. Cezaevi sonrasi yurtdışına
çıktı. Parti aktivisti olarak faaliyetler içinde yer aldı. 1999 Merkezi
Konferansı sonrası parti aday üyesi olarak Yurtdışı Bürosu’nda örgütlendi.
1. Kongremiz sonrası parti üyesi olarak YDB’de görevlendirildi. Eperyalizmin
karanlık dünyasına karşı komünist ışık ordusunun bir militanı olarak
17’lerle ölümsüzleştiginde Parti 2. Kongremizin delegesiydi. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Aydın
– (aslen Mersin – Silifke’li) |
| D.Tarihi: |
21
Agustos 1971 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
PÜ
– YDB Üyesi - Delege |
|
| BERNA SAYGILI ÜNSAL | ||
| MKP Açıklamasından; 21 Agustos 1971 Aydın Germencik doğumlu olan Berna yoldaş ilkokulu Kırıkkale, ortaokulu Ankara’da bitirdi ve 1989’da ODTÜ’de Endüstri Mühendisliğinde üniversite öğrenimine başladı. Ailesinin ekonomik durumu iyi ve babasının kaymakam olmasına karşın MLM ideolojiyi benimseyen yoldaşımız, SB üyemiz Okan yoldaşla aynı mücadele siperlerinde, öğrencilik yıllarında partimizle tanışarak gençlik içerisinde örgütlü faaliyet yürüttü. Önceleri üniversite gençliğimizin devrimci mücadelesinin bir militanıydı. Bu mücadeleyi partimiz önderliğindeki gençlik örgütüyle birleştirme çabası içinde oldu. Düşmana 1994’te esir düştü. 2000 Ölüm Orucu direnişi savasçısıydı. Hapishaneden çıktıktan sonra parti tarafından yurtdışına çıkarıldı. 1. Kongre sonrası parti üyesi oldu ve
Yurtdışı Bürosu’nda görevlendirildi. Çok iyi konuştuğu İngilizce,
Fransızca ve Almanca dilleri ile Dünya Halkları Direniş Hareketi ve
Demokratik Kadın Hareketi’nin inşasına önemli katkılarda bulundu.
Parti 2. Kongremiz’in yurtdışı delegesi olarak 17’lerle birlikte ölümsüzleşti. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Ankara
(aslen Dersim – Mazgirt'li) |
| D.Tarihi: |
5
Aralık 1977 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
PÜ
- Delege |
|
| TAYLAN YILDIZ | ||
|
MKP Açıklamasından; Aslen Dersim-Mazgirt'li olan Taylan Yıldız yoldaş 5 Aralık 1977 tarihinde Ankara’da doğdu. Çocukluğunun ilk yılları Dersim’de geçti. Liseyi Bursa’da okudu. Hareketli, neşeli ve güleryüzlü bir çocuktu. Küçük yaşlardayken babası Hüseyin Yıldız, siyasi tutsak olarak hapishaneye girdi ve sekiz yıl tutuklu kaldı. 16 yaşındayken Bursa Hapishanesi’nde tanışmak için görüşüne gittiği Mustafa Kaya yoldaş ile tanışması, onun örgütlü yaşamla ve bilinçle bulusmasına neden oldu. 1994 Şubat ayında Dersim Mazgirt’te gerçekleşen Kirzi çatışmasında şehit düşen yoldaşlar arasında babasının olduğu yönünde çıkan haber üzerine Taylan yoldaşın çıktığı yolculuk, onda derin izler bıraktı. Şehit düşen yoldaşlar arasında babasının olmaması bu etkiyi azaltmadı ve Bursa’ya döndüğünde mücadele konusunda daha kararlı ve ısrarcıydı artık. ‘95 yılında Bursa’da yedi arkadaşıyla birlikte çeşitli bankamatikleri bombaladığı ve polis otosuna molotof kokteylli saldırı düzenlediği gerekçesiyle evine baskın düzenlenerek gözaltına alındı ve tutuklandı. Özellikle mücadelenin zorlaştiği ve hapishanelerde örgütlü kalabilme mücadelesinin yükseldiği dönemde, 96 yılında politik tutsakların örgütlü
duruşunu engellemek amacıyla gerçekleştirilmeye çalışılan F Tipi Projesine
karşı yürütülen Ölüm Orucu direnişinde yer alması, yaşanılanların
pratiği ışığında örgütsel yapısını ve donanımını geliştirmesi, Taylan
yoldaşın nitelikli bir kadroya dönüşmesinde en büyük etkiyi oluşturdu.
Sağlam bir karakterin üzerine oturan devrimci kişiliğinde en dikkat
çeken yönü, halkçılığı idi. Gittiği her yerde ve iletişim kurduğu
herkeste saygı uyandıran ve halk tarafından çok sevilen Taylan yoldaş,
sevecenliği, inanılmaz sabrı, dinginliği, gözlerindeki ışıltı ve en
zor zamanlarda dahi yitirmediği güler yüzüyle, saflığını yitirmeyen
parlak zekasıyla bir çok insanı derinden etkiledi ve örgütledi. Yaşarken
örgütledi, gidişindeki görkem ve cesaretle örgütlemeye devam edecek.
O, hapishanelerde yoldaşlarıyla aynı siperlerde düşmana karşı direniş
bayrağıydı. 1996 Ölüm Orucu direnişinde yer aldı. 2000 Ölüm Orucu
muharebelerinde bir gözünü kaybetti. Partimizin Marmara bölge faaliyetlerinin
toparlanmasında önemli bir rol oynadı. Partimizin bilinçli genç bir
üyesiydi. Bilinçli bir gelecek çağrısıydı. 17’lerle ölümsüzleştiğinde
Parti 2. Kongre delegesiydi. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Erzincan
- Tercan |
| D.Tarihi: |
7
Ekim 1969 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
PÜ
- Delege |
|
| BİNALİ GÜLER | ||
| Insaat isçiliği yapan Binali Güler , 1998 yılında doğan oğluna Baba Erdoğan adını vermişti.
MKP Açıklamasından; 07.10.1969 yılında Erzincan'ın Tercan
İlçesi’nde dünyaya geldi. İlkokulu Tercan Yatılı ilkögretim Bölge
Okulu'nda okudu. ilkokulu bitirdiğinde henüz oniki yaşındayken gurbette
çalışmaya gitti. Bir süre Ankara'da çalıştı. Ailesi 1986 yılında Erzincan'dan
İzmir'e taşındığında ailesinin yanına gelerek uzun yıllar insaatta
çalıştı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Mus
– Varto – Onpınar Köyü |
| D.Tarihi: |
20
Mayıs 1972 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
PÜ
- Delege |
|
| İBRAHİM AKDENİZ | ||
| MKP Açıklamasından; 20 Mayıs 1972 Muş-Varto, Onpınar Köyü
doğumlu olan İbrahim yoldaş partimizin bir taraftarı olarak uzun yıllar
kitle faaliyeti yürüttü. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Malatya
- Arguvan |
| D.Tarihi: |
15
Haziran 1982 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
PÜ
- Delege |
|
| DURSUN TURGUT | ||
| MKP Açıklamasından; 15 Haziran 1982’de Malatya Arguvan’da,
yoksul bir ailenin tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. ilk ve ortaokulu
Esenler Birlik İlköğretim Okulu’nda okudu. Daha o yaşlarda pratik
zekası ile herkesin dikkatini çekmişti. Haksızlığa, ezilmişliğe karşı
tepkisini koymuş ve devrimcilere karşı sempati duymaya başlamşıtı.
Ortaokul yıllarında Dursun yoldaş ve arkadaşı birlikte Demokratik
Ortaokul Mücadelesi’ni oluşturmuşlardı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
– Hozat – Zankirek Köyü (Karaçavus) |
| D.Tarihi: |
1979 |
|
| Kodadı: |
||
|
Konumu: |
P.Ü.
– Komutan Yard. |
|
| GÜLNAZ YILDIZ | ||
|
MKP Açıklamasından; 1979
yılında Tunceli-Hozat, Zankirek Köyü’nde doğdu. Daha sonra babasının
mesleğinden dolayı ailece Manisa’ya yerleştiler. Anadolu Ögretmen
Lisesi’nde yatılı olarak okuduğu yıllarda ve sonrasında yaz tatilini
ailesinin yanında tarlada tütün toplayarak geçiren Gülnaz Yıldız yoldaş,
çevresinde yaşanan her türlü soruna karşı duyarlı bir kişiydi. Özverisi,
fedakarlığı, mücadeleyi ve yoldaşlarını yoğun bir şekilde sahiplenme
duygusu onun en belirgin özelliklerindendi. Kendi mücadelesini yürütürken
bununla da yetinmeyip çevresindeki insanlara da kendi bilincini taşıyarak
onları örgütlemeyi görev bilirdi. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Erzincan-Tercan-Gözeler
Köyü |
| D.Tarihi: |
10
Temmuz 1976 |
|
| Kodadı: |
Dogan |
|
| Konumu: |
P.AÜ
. komutan |
|
| ERSİN KANTAR | ||
|
MKP Açıklamasından; 10.07.1976 tarihinde Erzincan’ın Tercan İlçesi’nin Gözeler Köyü’nde dünyaya geldi. Ailenin altıncı ve en küçük çocuğuydu. İlköğrenimini Gözeler İlköğretim Okulu’nda, ortaöğrenimini Çadırkaya Ortaokulu’nda, liseyi de Mercan Lisesi’nde okudu. 1995 yılında üniversite sınavını kazanarak Hacettepe Üniversitesi Ankara Meslek Yüksek Okulu Büro Yönetimi ve Sekreterlik bölümünü okudu ve bu dönemlerde düşüncelerinden dolayı yürüyüşlere katılarak sürekli gözaltına alındı. 2000 yılındaki Ölüm Orucu direnişine destek vermek için arkadaşlarıyla İstanbul Boğaz Köprüsü’nü trafiğe kapattılar. Bu eylemdeki militan duruşu sonucu polis tarafından gözaltına alındı. Bu eylemden sonra Ersin yoldaş 2000 eylülünde gerilla birliklerimize katılarak 17’lerle birlikte şehit düşünceye kadar büyük bir fedakarlık ve sorumlulukla mücadele yürüttü.
|
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim
- Ovacik - Egrikavak Köyü |
|
D.Tarihi: |
1975 |
|
| Kodadı: |
||
| Konumu: |
Sempatizan
- Savasçı |
|
| AHMET PERKTAŞ | ||
| MKP Açıklamasından; 1975 Dersim-Ovacık, Eğrikavak Köyü doğumlu
olan Ahmet yoldaş, köyünde kaldığından kaynaklı erken yaşlarda devrimcilerle
ve gerillayla tanıştı. Yoldaşın gençlik yılları bu ilişkiler içerisinde
geçti. Partimiz önderliğinde yürütülen gerilla mücadelesine her konuda
destek vererek gücü oranında gerillanın ihtiyaçlarını karşıladı, kendisine
verilen kuryelik görevini büyük bir özveriyle yerine getirdi. 1994
yılında devlet tarafından köyünün yakılması sonucu yoldaş, İstanbul
Gazi Mahallesi’ne geldi. Burada da partimizin bütün yürüyüş, miting
ve eylemlerine katılan, gücü oranında bu çalışmaları örgütleyen yoldaş,
2003’te yeniden Dersim’e giderek gerilla birliklerimize katıldı. Aynı
zamanda Ali Rıza Sabur'un da yeğeni olan Ahmet Perktaş bulunduğu gerilla
birliklerinde kendisine verilen her görevi büyük bir sorumlulukla
yerine getiriyordu. 17’lerle şehit düştüğünde Halk Kurtuluş Ordusu’nun
kahraman bir savaşçısıydı. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Erzincan
- Salıpınar Köyü |
|
D.Tarihi: |
1983 |
|
|
Kodadı: |
||
|
Konumu: |
Sempatizan
- Savasçı |
|
| ÇAĞDAŞ CAN | ||
| MKP Açıklamasından; 1983 Erzincan Salıpınar Köyü doğumlu olan
Çağdaş yoldaş, ailesiyle birlikte Istanbul Gazi Mahallesi’nde oturmaktaydı.
Maddi imkansızlıklardan kaynaklı öğrenimini orta 2’de terketmek zorunda
kalarak daha küçük yaşlarda çalışmaya başladı. Yoldaşın partimizle
tanışması bu yıllarda başladı. Çağdaş yoldaş 1999 yılında, bulunduğu
semtte, parti komiteleri içerisinde örgütlenerek faaliyet yürüttü.
Yoldaşın dönem dönem ilişkisi kopmasına karşın, O örgütlü duruşundan
taviz vermeyerek görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştı.
|
||
![]() |
D.Yeri: |
Sivas
- Kangal- Kocakurt Köyü |
| D.Tarihi: |
20-03-1979 |
|
| Şeh.Yeri: |
Dersim–
Merkez – Arman Köyü |
|
| Şeh.Tar.: |
6
Temmuz 2005 |
|
| Kodadı: |
Dilşad |
|
| Konumu: |
PÜ |
|
| ÖZLEM EKER | ||
| Mücadeleye lise yılarında başladı. Bir süre Yunanistan da kaldıktan sonra gerillaya katıldı. | ||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim - Nazimiye - Güzelpinar |
| D.Tarihi: |
? |
|
| Kodadı: |
Muharrem |
|
| Konumu: |
? |
|
| MURAT GÜZEL | ||
| 16 Ekim 2005
de Dersim, Ovacık, Gözeler köyü, Aksu deresi mevkisinde çıkan çatışmada
yitirildi. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim - Nazimiye |
| D.Tarihi: |
? |
|
| Kodadı: |
Rojda |
|
| Konumu: |
? |
|
| AYTEN GÜLMEZ | ||
| 16 Ekim 2005
de Dersim, Ovacık, Gözeler köyü, Aksu deresi mevkisinde çıkan çatışmada
yitirildi. |
||
![]() |
D.Yeri: |
Dersim - Pertek - Tozkoparan |
| D.Tarihi: |
? |
|
| Kodadı: |
Agit |
|
| Konumu: |
? |
|
| YUSUF DAL | ||
| 16 Ekim 2005
de Dersim, Ovacık, Gözeler köyü, Aksu deresi mevkisinde çıkan çatışmada
yitirildi. |
||